Pazar , Ekim 17 2021
Breaking News
Home / Makale/ Deneme / İlk Emir

İlk Emir

Karşımızda üstü başı yırtılmış, harabede yaşayan, soğuk havada donmak üzere olan biri olsa ve “Sen benim bu halime bakma ben aslında milyonerim, bankada milyonlarca liraya sahibim.” Dese ne düşünürüz? Düşüneceğimiz ilk şey, sahip olduğu milyonların o kişiye hiçbir fayda sağlamadığıdır. Yüzlerce kitap okuduğunu söyleyen ama davranışlarında hiçbir olgunluk olmayan insanları da, böyle milyonları olduğu halde üstü başı yırtık sokakta donan insanlara benzetirim. Ve onlara, okuduğun o kadar kitabın sana hiçbir yararı olmamış, keşke zamanını kitap okumakla boşa harcamasaydın diyesim gelir.
İnsan diğer insanlara “bakın ben ne kadar çok kitap bitirdim.” demek için mi okur? İnsanın anlamadan ya da davranışa dönüştürmeden okuduğu kitapların sayısının, okuyan için ne yararı vardır? Böylece yüzlerce soru sorulabilir fakat; asıl sorulması gereken genel soru şudur;

İNSAN NE İÇİN OKUR?
Birçoğumuz mensubu olduğumuz dinin ilk emrinin ne olduğunu biliyor gibi görünsek de, zihnimizdeki cevap aslında eksiktir. Çoğumuz dinimizin ilk emrinin yalnızca okumaktan ibaret olduğunu zanneder. Halbuki ilk emir; okumak değil; Yaratan Rabbin adı ile okumaktır. Yalnızca okumak olsaydı gazetede gündelik, önemsiz haberler okuduğumuzda, birinin gelişi güzel yazdığı karalama defterini okuduğumuzda, ya da 16-17 yaşlarında gençlerin kapaklarını süsleyip piyasaya sunduğu romanları okuduğumuzda ilk emri yerine getirmiş sayılabilirdik. Bu durumda aklımıza şöyle bir soru gelebilirdi; Allah bana hiçbir fayda sağlamayan yazıları okumamı neden emretti? Halbuki Allah insana bir şeyi emrediyorsa bunun, mutlaka insan için bir faydası vardır: Yaratan Rabbin adı ile okumak gibi mesela. İnsan yaratan rabbin adı ile Kur’an-ı Kerim okur, ilahi hitaba muhatap olur. Tefsir okur, hitap edicinin kendisine neler söylemek istediğini anlar. Yaratan rabbin adıyla Hadis okur, Kuran-ı Kerim’in içindeki emirleri ve yasakları ayrıntısıyla öğrenerek dünyasını ve ahiretini düzene koyar. Yetmez, Siyer-i Nebi (peygamber efendimiz aleyhisselatü vesselamın hayatını) okur, sahip olduğu dinin bugünlere kolayca gelmediğini öğrenir. Yetmez, geçmişte yaşamış alimlerin eserlerini okur; duruşunda, düşüncelerinde derinleşir. Konuşmasında ve hitabında etkili olur. tarih okur, geçmişin bilgisi ve analiziyle geleceğine yön verir. Ahiretini kazanırken, dünyasını da uyanık ve bilinçli bir şekilde yaşar. Kendisine sunulan sürü psikolojisini reddeder. İnsan ancak Yaratan Rabbin adıyla okursa, okuduklarını ruhuna, ahlakına ve hayatına yerleştirebilir. Yeri gelir aynı kitabı arka arkaya defalarca okur. Çünkü okumakta önemli olan kemmiyet (sayı) değil; keyfiyettir(nasıl olduğudur).
Yayınevlerinin, kitap baskılarının, yazarların arttığı bir dönemdeyiz. Aynı zamanda ahlaksızlıkların, yolsuzlukların da çok olduğu dönemde… yoksa okuma imkanının çoğaldığı bu dönemde insanlar okumuyor mu? Tabi ki okuyor, çünkü hiç kimse müşterisi olmayan bir işe sermaye harcamak istemez. Peki matbağanın olmadığı, kitap sayılarının az olduğu dönemlerde ilmin, irfanın zirve yapmasındaki etken neydi? Halbuki o zamanlar seçkin eserler herkesin evinde mevcut değildi. Bir mahallede bir kişi bir eseri (mesnevi gibi) temin edebilmişse diğerleri onun evine gider kitabı sesli okur, kendi aralarında mütala ederlerdi. Aynı kitap defalarca biter, yeniden başlanır yeniden okunurdu. Görünürde okunan tek bir eserdi, ama her okuyuşta ayrı manalar anlaşılırdı. Bir kitaptan binlerce kitap doğardı. Şimdi ise, yüzlerce kitaba sahibiz. Bazıları okunmuş, bazıları okunacak. Soran olursa bilmem şu kadar kitap bitirdim denilecek. O yazardan, bu yayınevinden söz edilecek. Sonra? Bunca kitaba rağmen yalan söylemek, birilerinin hakkına tecavüz etmek, insanların arkasından iş çevirmek, faiz yemek normal gelecek. Çünkü Yaratan Rabbin adıyla okunmamış. Bu yüzden okunanlar hayata yansımamış. Keyfiyete değil, kemmiyete önem verilmiş. Tabir caizse, çok param olsun harcamasam da olur denilmiş.
Kitap okumaya yeni başlayacak olanlar, sürekli kitap okuyanlara “Hangi kitapları okuyayım?” diye sorarlar. Herkes birbirine beğendiklerinden tavsiye kitaplar listesi oluşturur. Bu listelerin tavsiye edilen kişi üzerinde ne yazık ki çok fazla etkisi olmaz. Tavsiyeyi alan kişi tavsiye eden kişi kadar etkilenmez ve okuma niyetini birkaç sene daha ileriye erteler. Halbuki insan “Ne okuyayım?” sorusundan önce “Neden okuyayım?” sorusunu sormalı. Okumanın amacının dünyayı ve ahireti kazanmak olduğunun farkına varmalı. Yani insan okuduğu zaman bile kulluk bilincinde olmalı. Okuyorsa yalnızca Yaratan Rabbin adı ile okumalı.

Emine Çiçekli
emine.cicekli.95@gmail.com

About Salih

Check Also

Deli-Kanlı Olmak!

Bize hep derler ya ,sen DELİKANLISIN diye. İşte bugün nasıl daha da deli bir kan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir